-  Kurumsal  -  Reklam  -  İletişim 25 Ekim 2020 Pazar
       Siyaset  -   İlçeler  -   Eğitim  -   Güncel  -   Magazin  -   Spor  -   Sağlık  -   Diğer  -   Kültür Sanat  -  
 
      
 
Başlıksız Belge
  Ben öğretmen olsaydım 17.09.2020
Süleyman Çelebi  /  Çeşni
 Yazarın Diğer Yazıları
 İmam Hatipler niçin var?
 Acaba dinimiz mi bizi mağdur ediyor?
 Katledilen Camilerimiz
 Covid-19’un bize verdiği ağır cezalar
 Sorumluluklarımız ve oturulan koltuklar
 Ben öğretmen olsaydım
 Kritik sorular!
 Balkan gezisinden değerlendirmeler
 Balkan gezisinden değerlendirmeler
 Bir güzel yorulan kuşak
 Yoklukla ve varlıkla sınavımız
 Dumura uğrayan değerlerimiz ve Kurban
 Doğada, doğal yaşamak
 Ve Ayasofya’yı açtık
 Vefa ve nankörlük
 Ahlakı olmayanın dini olur mu?
 Necip Fazıl’dan nasihatler
 Ayasofya ve cuma namazları
 Dünyayı akıllı hale getiren insan!
 Makam ve Mevkilere sığınmak
 Unutursan hatırlatırlar
  Elini taşın altına sokmak
 Dürüstlük kimden başlamalı?
 Ahlaksızlıklar ahlak yerine geçince
 Bir nefese bin şükür
 Hayatı anlamak
 Beterin beteri var
 Allah ıslah etsin hastaları
 Ya Rabbi Şükür
 Dünyanın tek gündemi Koronavirüs
 COVİD -19 / CORONAVİRÜS
 Ey Ahali Diye Bağırası Geliyor İnsanın
 OSMANLI TOKATI ve TÜRKLER
 MANEVİYAT TRENDİMİZ VE ÜÇ AYLAR
 YOĞUNLUKTAN BİRŞEY GÖREMİYORUZ
 30 AK PARTİLİYLE HASBİHAL
 HOYRATÇA KENDİMİZİ TÜKETİYORUZ
 DOLMUŞA BİNMEK
 İNANÇSIZLIK TAKINTISI
 26 İLME YÖNELME
 26.Bizde Arap Kaymakam, Libya’da Türk Başbakan; Sadullah Koloğlu
 24. YENİ YILIMIZ KUTLU OLSUN MU?
  ALLAH İÇİN YAPTIKLARIMIZA BİR BAKALIM
 ÜMİTLER BİTTİ Mİ YANİ?
 ERİTTİĞİMİZ DEĞERLERİMİZ
 20. İKNA ET, YÖNET, KULLAN
 SAÇMALIKLARLA MUTLU OLMAK
 MİLLİ AĞAÇLANDIRMA GÜNÜ
  DÜNYAYA GÜNDEM OLAN MİLLETİMİZ
 Makineleşen insan, robotik toplum
 BİNLERCE MAZERETİ KENARA KOYUP, YA ALLAH DEMEK
 ATEŞ BÖLGESİNDEYİZ
 DİN GÖREVLİLERİ VE CAMİLER HAFTASI
  OKULLARIMIZDA İMAM HATİP FARKI
 SUDAN PARA ALINIR MI?
 MERKEZ CAMİSİNDE İLGİNÇ BİR HATIRA
  UNUTKANLIK VE 17 AĞUSTOS
 TOPLUMUN DİNAMİKLERİ
 İNİSİYATİF ALABİLEN BÜROKRAT
 LİYAKAT VE KALİTE
 ÖNCE KENDİNDİMİZE BAKSAK
 NASIL ANLATSAM, KIVRANIYORUM
 TEKNOLOJİ VE DİRİLİŞ İMAM HATİP LİSESİ
 BİSMİLLAH İLE
 

Bu yıl fiziki olmasa da sanal ortamda eğitim öğretim başladı. Öğretmenlerimize, idareci, veli ve öğrencilerimize, hatta ülkemize hayırlı olsun. Allah başarılar versin, gayretler boşa çıkmasın inşallah. 

Okul hayatımızdan hepimizin hatırladığı ilginç anılar vardır. Her zaman düşünürüm, bir sınıf düşünün öğrencileri aynı, sınıf ortamı aynı, şartlar aynı ama bir öğretmen derse girer, sınıf yıkılır, öğrenci öğretmeni nefret ettirir. Aynı sınıfa başka bir öğretmen girer, sınıf sus pus olur, sanki sınıf bomboştur. Bunun hikmeti ne olabilir düşündüğümde aklıma öğrencilik yıllarım gelir. Sevilen ve sevilmeyen öğretmen veya ders kavramları bunu tam olmasa da kısmen izah eder. Öğretmenin ve dersin sevdirilmesi veya sevilmesi çok önemlidir bence.

Derslerimizin ilk günlerini hatırlarım. Öğretmen gelir, kendini tanıtır, sonra dersin tanımına ve amacını kitabın başında tarif edildiği gibi söyler ve ders başlar. Bundan sonra da çekilmeyen, bitmeyen, usandırıcı maceralar başlar. 

Bence her dersten müfredatta olmasa bile bir dersin amacı, hayatta pratik ve teorik olarak ne işimize yarayacağı, bilmediğimizde neleri kaybedeceğimiz, ekonomik değeri, zamansal yararları vs. öğrencinin her birine iyice kavrattırılması lazım. Bu dersin yemek gibi, hava gibi bir ihtiyaç olduğu öğretilmesi lazım inancındayım. Mesela bir tarihçi olmak isteyen kişi, fiziğin, kimyanın, biyolojinin hatta matematiğin benim mesleğimle ne alakası var deyip, başta bu derslere tavır koyabilmektedir. Bu dersleri angarya görmektedir. Hocasının anlattıklarını, öğrendiği bilgilerin kafasında birer yük olduğuna inanmaktadır. Bunun için ne dersi, ne de öğretmeni sevmiyor ve öğretmeni çileden çıkarabiliyor.

Öyleyse Tarihi tercih eden öğrenci de bu derslere hayatta nasıl muhtaç olacağını bilmeli, bu konuda dikkati çekilmeli ve daha işin başında öğrenci acıktırılmalı ki, bu dersi yutmaya gayret etsin. Bunu başarabilen öğretmenlerin daha başarılı olacağına inanıyorum. Öğrenciliğimde bunun örneklerini kendim de yaşadım çünkü.

Her dönem tartışma konusu olan ezberletme mantığı burada da sınıfta  kalmaktadır. Bir yerde şu bilgiyi okumuştum. Almanya’da bir lise müdürü, her okulların açılışında Hitler kamplarında kalmış bir kişinin şu mektubunu öğrenci ve öğretmenlerine okurmuş.

“Bir toplama kampından sağ kurtulanlardan biriyim. Gözlerim hiçbir insanın görmemesi gereken şeyleri gördü orada. İyi eğitilmiş ve yetiştirilmiş mühendislerin inşa ettiği gaz odaları, iyi yetiştirilmiş doktorların zehirlediği çocuklar, işini iyi bilen hemşirelerin vurduğu iğnelerle ölen bebekler, lise ve üniversite mezunlarının silahla vurup fırınlarda yaktığı insanları gördüm ben.

Eğitimden bu nedenle kuşku duyuyorum. Sizlerden isteğim şudur. Öğrencilerinizin insan olması için çaba harcayın. Çabalarınız bilgili canavarlar ve becerikli psikopatlar üretmesin. Okuma yazma, matematik, çocuklarınızın daha fazla insan olmasına yardımcı olursa ancak o zaman önem taşır.”

Şimdi okullarımızda illa benim çocuğum şu okulu kazansın, şe meslek sahibi olsun, okulun en başarılı çocuğu olsun, takdir, teşekkür, onur belgelerine bizi boğsun, herkes benim çocuğumun başarısından bahsetsin, öğretmenlerin favorisi olsun, yarışmalarda her zaman en önde o olsun vs.

Biz bu gün görüyor ve yaşıyoruz ki, eğitim ve öğretimin en kaliteli olduğu gelişmiş ülkeler olan ABD, Almanya, Fransa, Rusya, Çin ve birçok ülke  teknolojinin zirvesinde adeta. Ancak bu ülkeler insanları öldürmek için silah üretiyor ve güçsüz ülkeler üzerinde denerken, aynı zamanda onların ülkelerini de bölüp işgal ediyorlar. Öldürdükleri insanların kellelerini kesip resim çekiliyor, köle yaptıkları kadın veya erkeklerin boynuna tasma takıp peşinden çekiyor ve bunu resimlendirip paylaşıyorlar. Hitlerin felsefesi aradan asır geçmesine rağmen batıda hiç değişmedi. Yine eğitimli insan figürleri, insanlığı kasıp kavuruyor. Batının bilimdeki gelişmişliği, hala batıya adam olmayı öğretemedi. Savaşırken bile hiçbir hukuk tanımadan cansıza bile yapılamayacak adilik ve vahşilikleri kadına, çocuğa, yaşlıya, hayvana, doğaya, kütüphaneye, tarihi eserlere, kültür ve medeniyete katliam şeklinde uygulamaktadır. O ülkede değerli ne varsa çalıp gitmektedirler. Geride kanla sulanmış toprakları bile bırakmayıp, onları da sömürmeye devam etmektedir.

 

Son asır içinde batıya olan yönelişimiz ve hayranlığımız maalesef milletimizin gençliğinden  tarihten gelen “Adamlık” vasfımızı alıp götürmekte, gençliğimiz batı vahşetiyle yoğrulmaktadır. Batı tarihi boyunca hiç “adam” olamadı. Yamyam, vahşi, çeteci, sömürücü, medeniyetten uzak dede miraslarını aynı şekilde daha modern şekilde devam ettiriyor. Bizler dünyada ün yapmış millet olma özelliklerimizi kaybetmememiz için, Hitlerin zulmünden kurtulan şahsın mektubunda bahsettiği insan tiplerini okullarımızda yetiştirmemeliyiz. Veli olarak da, öğretmen olarak da, idareci ve devlet olarak da “adam” yetiştirme hedefimiz olmalıdır. Ben öğretmen olsam böyle yararak sorumluluğumu ifa ederdim. Bu bağlamda medyadan alıntı yaptığım bir örnekle yazımı bitireyim.


Çocuk Esirgeme Kurumunda yetişen; Şehit Komando Uzman Çavuş Murat Akman’ın ailesini tanımadığı için Türk Milletine yazdığı son mektubu. Doğduğunda ailesi tarafından bir çöpe atılmış, çocuk esirgemede büyümüş. Sonra Komando olarak askerlik yaparken şehit olma ihtimaline karşı bu mektubu yazmış. Bir operasyonda şehit olunca mektup medyaya düşmüş.

 “Bu yazı bir komando uzman çavuş mektubudur ve siz bu mektubu gazeteden okuyorsanız ölmüşüm demektir. Bir ailem olsaydı bu mektubu onlara yollamak isterdim ama yok.

Size koğuştaki ranzamdan yazıyorum. Şu an etrafımda Türkiye’nin dört bir yanından birbirini tanımayan ama birbirlerinin canını korumaya yemin etmiş bir sürü asker var. Birazdan operasyona gideceğiz, tek dileğimiz kayıp vermeden geri gelmek.

“İlerde ölürsem eğer” diye bir mektup yazmak çok zor, aklına getirmek istemez ya insan ölümü, askerliğim bittikten sonra yırtıp atacaktım bu mektubu, ama şu an okuyorsanız yırtamadım demektir. 

Tuhaf olan siz bu mektubu okurken ben neden öldüğümü bile bilmiyor olacağım. Ya bir mayına bastım ya da yediğim bir kaç kurşun. Kışlada her televizyona bakışımda birbirinizi öldürdüğünüzü birbirinizin canını yaktığınızı görüyorum. Müziğin sesini çok açtı diye komşusunu vuranlar, gücü kadına yetenler, cebindeki on lirası için adam vuranlar, kız arkadaşına baktı diye alayını bıçaklayanlar.

Bileniniz var mı BEN KİMİ KORUMAK İÇİN ÖLDÜM? Eti az pişti diye garsona çıkışan adam; sen rahat uyu diye kurşunlar başımın üstünden geçerken ben dağda her bulduğumu kesip yedim. Arabasını solladılar diye levyesini kapıp arabadan inen adam, beni bir çöp bidonuna atıp giden anam; söylesene BEN KİMİN İÇİN ÖLDÜM? Yetimhanede ve askerde en güzel şeyin ekmeğin bölmek olduğunu öğrendik biz. Peki, size neyi bölmeyi öğrettiler?

Bu şehidin bahsettiği anne babası, olay çıkartan insan tipleri de bizim okullarımızda, aile ocağımızda, mahallemizde yetişiyor. Biz “adam” yetiştirelim “başarılı çocuk” değil…

      Köşe Yazarları

Ayhan Polat
Kalemin Gölgesi

‘Yalova ve Atatürk’ü seviyoruz’ dediler Yalova Belediyesi’ni çiftliğe çevirdiler
İdris Durmuş


Köylerin kimliği
Süleyman Çelebi
Çeşni

İmam Hatipler niçin var?

Copyright © 1995 - 2020
       Siyaset  -   İlçeler  -   Eğitim  -   Güncel  -   Magazin  -   Spor  -   Sağlık  -   Diğer  -   Kültür Sanat  -  

Yalova Haber  -  Çiftlikköy Haber  -  Çınarcık Haber
 
Bu sitede yer alan tüm metin, resim ve içeriğin hakları www.ciftlikkoy.com.tr'a aittir. Haber, yazı ve fotoğraflar hiç bir şekilde kaynak gösterilerek dahi kullanılamaz. Kullanılması halinde yasal işlem başlatılır!